House of Five Leaves / Saraiya Goyou
Edo Döneminde Asosyal Bir Samuray
One Piece animesini ne kadar çok sevdiğimi anlatmakla bitiremem. Çocukken Star TV ekranlarında başlayan (Maymun Çocuk olarak tanıtılmıştı) macera, 830 bölüm izlememle bugüne kadar geldi (aralıksız 500 küsur bölüm izleyerek 16 yıllık animede güncele gelmiştim). 20 yıllık anime izlenirken keyifli ama iş güncele gelip bir sonraki haftanın bölümünü beklemeye gelince ıstırap dolu olabiliyor. Malumunuz 1 ya da 2 hafta bölüm beklenildiği bile oluyor (Japonya’da geleneksel bayramlar çok fazla olduğu için bu günlerde yeni manga sayısı çıkmıyor). Bu sebeple yeni bir animeye başlarken az bölümlü olmasına dikkat ettim. Benim için asıl önemli olan sıkı bir şekilde Edo ya da Meiji dönemini anlatmasıydı. Fantastikten sıyrılıp tarihi tür animesi izlemek ve Japon kültürünü anime ile yakından tanımak istiyordum. Arayışlarım sonucunda karşıma House of Five Leaves / Saraiya Goyou çıktı.
12 bölümden oluşan Saraiya Goyou’da samuraylar dönemine tanıklık ediyoruz; Edo dönemindeyiz. Yukarıda bahsettiğim Edo ve Meiji dönemleri animelerde sıklıkla kullanılır ve tür olarak anime literatürüne girmiştir. “Edo Dönemi” veya “Tokugawa Dönemi”, Japonya’nın 1603-1868 yılları arasındaki dağılma dönemini kapsamaktadır. Bu dönem, “Edo” veya “Tokugawa Şogunluğu”nun başa gelmesiyle başlamaktadır. Yapımlarda sıklıkla samurayları ve Japonya’nın tarihi dokusunu izleriz. Meiji dönemi ise teknolojinin kapitalist devletlerle birlikte ülkeye gelmesiyle Japonya’nın çehresinin değiştiği, atların yerini trenin aldığı yavaş yavaş samuray döneminin kapandığı bir zaman dilimidir. Çağ değişmiştir ve insanlarda bu çağa ayak uydurmaya çalışır. En fazla etkilenenler samuraylık kurumunun bitmesiyle Roninlere dönüşen insanlardır. 1868-1912 yıllarını kapsayan, İmparator Meij’inin saltanatta olduğu bu donemi anlatan en güzel animelerden biride Samuray X’dir (Rurouni Kenshin). Önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum; her ne kadar animemiz Edo döneminde geçse de baş karakter bir samuray olsa da bu animede “çın çın” kılıç dövüşleri bulamayacaksınız. İlk mızmızlanmam bu sebepleydi ama memnuniyetsizliğim bölümler ilerledikçe yerini dinginliğe ve Zen Budistlerinin yaptıkları gibi kendini tanımaya (adeta ritüel ayinleri yapar gibi), tefekkür etmeye bıraktı. Bu etkiyi sağlayan da kesinlikle arka planda çalan müzikler sayesinde oldu. Giriş müziği olan “İmmi- Sign of Love” ile başlayan vecd hali Japon müzik sanatçısı “Moko”nun anime için hazırladığı eşsiz tınılarla Nirvanaya ulaştı. Adeta trans müzikleri idi. 3-4 farklı müzik var ve hepsi de adeta bir başyapıt. Her biri sıra sıra dönüp duruyordu ve ben bu müzikleri duydukça keyfimden yerimde duramıyordum. Mutlaka indirilip dinlenilmesi gereken cinsten. (Aynı etkiyi mobil oyun olan, Lovecraft’a saygı niteliğindeki Last Door’da da yaşamıştım. Sonuç olarak Carlos Viola’nın tüm oyun müziklerini indirmiştim. Sizde mutlaka indirip dinleyin. Pişman olmayacaksınız.)
Saraiya Goyou’da olayları Masanosuke Akitsu’nun bakış açısından görüyoruz. Seiyuu olarak “Daisuke Namikawa” görev almış. Kendisini Bleach’ten Ulquiorra Schiffer’i, Black Lagoon’dan Rock’ı, Hunter X Hunter’dan Hisoka’yı, Hellsing Ultimate ovasında Walter’ın gençliğini, Gantz’dan Kei Kurono’yu seslendirirken izlemiştik. Burada da Akitsu’nun içe kapanık ve panik hallerine çok iyi gitmiş ses rengi. Hikâyeye dönecek olursak, sadece Akitsu özelinde ilerlemiyor ama geriye kalan karakterleri onun sayesinde ya da çabası ile tanıyoruz. Akitsu bir samuray ama efendisiz kaldığı için Ronin olmuş. Geçimini koruma olarak sağlıyor. Aslında sağlayamıyor. Çünkü Akitsu’da bir haller var. O antisosyal kişilik bozukluğundan mustarip, ağır derecede ilerlemiş sosyal fobiye sahip. Bu sebeple hep karnı ağrıyormuş gibi ortalıkta dolaşıyor, sürekli terliyor. Bizi kılıç oyunlarından mahrum bırakıyor. Kalabalık içine çıkmakta zorlanıyor, insanların bakışlarından rahatsız oluyor. Başta belirttiğim gibi, Akitsu’dan “Hitokiri Battousai” beklemeyin. O görüp görebileceğiniz en munis kişilik. Bir gün sokaklarda, aç açına dolaşırken Yaichi ile karşılaşıyor. Yaici kimsenin karakteri yüzünden iş vermediği ya da kısa sürede kovduğu Akitsu’ya koruma işi teklif ediyor. Bu tekliften sonra zaten Anime hikayeler epizoduna dönüşüyor. Yaichi ve “Beş Yaprak” çetesini tanıyoruz. Biz tanıyoruz ama bir iki bölüm Akitsu bu yeni tanıştığı insanların ne yaptığının, nasıl para kazandığının farkında olmuyor. Çete’nin buluştuğu yer Umezou’nun sake meyhanesi. Umezou kızı Kino ile çete’de nasıl yer almış diyeceğiniz, oluşuma tezat bir kişilik. Ama niçin bu işi yaptığı ve neden Yaichi’ye biat ettiğini Akitsu’nun keskin zekâsı ve irdeleyen meraklı kişiliği ile öğreneceğiz. Bir diğer üye Matsukichi. Çetenin muhbiri, haber alma servisi. Eski bir hırsız. Onun da niçin Yaichi’nin tüm dediklerini eksiksiz yerine getirdiğini flashbackler sayesinde öğreniyoruz. Bu grupta gerçekten de duygusal bir bağ oluşmuş. Bu bağı da pasif diyebileceğimiz Akitsu sayesinde öğreniyor oluşumuz animeyi benzerlerinden ayırıyor. Zaten bu animeye başka benzer bir anime olduğunu da sanmıyorum.Take ise bir geyşa. Souji’de çete içinde olmasa da kaçırılan çocukların saklandığı yerin sahibi. Çetenin para kazanma yöntemi çocuk kaçırıcılığı. İdeallari olan Akitsu’nun bu çetenin beşinci üyesi olması öncelikle hiç kolay olmuyor, ilk günler kimse onu istemiyor. Ama sonra gelişen olaylar bu animenin duygusal yönünü şekillendiriyor. Ezik, sünepe Akitsu birden çetedeki herkese yardım eli uzatan bir dervişe dönüşüyor.
12 bölüm boyunca bu beşli ve yan rollerdeki karakterlerin duygu durumunu ve başlarından geçen olayları izliyoruz. Bol bol geçmişe dönüş var. Bu geri dönüşlerde itiraf etmeliyim ki kim kimdi diye kafam karıştı. Animenin içinde barındırdığı gizem bir günde son bölüme kadar izlememi sağladı. İzlerken kılıç gösterisi beklemeyin ben o hatayı yaptım. Akitsu’nun başlarda bir dövüştüğünü görür gibi olduk ki bu bence bilinçli yapılmış. Son bölüme kadar izleyicileri kaybetmemek, beklentiye sokmak için tasarlanmış. Ama bu animenin, dövüş animesi olmadığını kabullenerek izlerseniz alacağınız haz çok fazla artacak. Çizimlere gelecek olursak Akitsu’nun dipsiz kuyu gibi simsiyah gözleri, onun ne düşündüğünün belli olmamasına hizmet etmiş, balık gözü gibi olması bence onu şirin de yapmış. Diğer karakter çizimleri daha önce izlediğim anime karakterlerine çok benziyordu. Mesela Umezou; Basilisk animesindeki Gyobu Kasumi’yi anımsattı bana (dış görünüş, hal ve hareketleri). Take ise yine Basilisk’te ki geyşaların prototipi gibiydi. Bu bahsettiklerimi olumsuz özellik olarak düşünmeyin, sonuçta baş karakterleri oldukça özgündü. Açık renklerin kullanıldığı animede, gerilimin tırmandığı dakikalarda kasvetli tonlar hakimdi. Çizim yönünden ise sınıfı takdirle geçiyor Saraiya Goyou.
Tarih ve Seinen türüne giren o Saraiya Goyou'yu Basilisk ve Samuray X ile ister istemez kıyas etmek zorunda kaldım. Öncelikle bu iki animeyi izleyen Saraiya Goyou’yu da beğenir. Ama Basiliks ve Samuray X animelerindeki kadar karakter derinliği ve yoğunluğu yok. Bir kez daha söylüyorum bu anime dövüş animesi değil, bu sebeple Basilisk ve Samuray X animelerindeki kadar kan gövdeyi götürmüyor. Hatta hiç götürmüyor desek yeridir. Saraiya Goyou’da topu topu iki ölüm oluyor. Bir diğer mesele de animenin kısalığı. 12 bölüm olduğu için son bölümlere doğru vites attırıyor ve tüm sürprizi sona saklıyor. Biraz çalakalem olmuş son bölümlere doğru. Seçimimi yaparken kısa olması önceliğimdi ama bu kısalığı bazı yerlerde dezavantaja dönüşmüş. Basilisk ve Samuray X daha uzun bölümlü seriler olduğundan anlatmak istediğini daha rahat anlatıyordu. Bu sebeple de karakterler daha derinlikliydi.
Neden sevdiğime gelecek olursak; öncelikle kas gücüyle değil de zekasıyla ön planda bir karakter olması bu animenin hoşluklarından. Bu özelliklere sahip bir diğer karakter de Yagami Light’a bela olmuş “L” karakteri idi. Death Note kadar gotik bir eser olmasa da Saraiya Goyou’da geçmişe gittiğimiz bölümlerde karnıma yumruk yemiş gibi oluyordum. Her bölüm farklı duygu hallerine sokup çıkardı bu anime. Olumsuz olarak söyleyeceklerim; kadın karakterlerin tek boyutlu olması, yan karakterlerin hayatı hakkında fazla bilgimizin olmaması, sigara içmeyenlerin dumana boğulacak olması gerçeği gibi detaylar. Tüm bunların toplamı ise, ruhu olan bir animeye dönüşmesini sağlıyor Saraiya Goyou’nun. Her ne kadar misyonunu tamamlayıp bir sona bağlansa da 12 bölümün tadı damağımda kalıyor. Keşke devamı gelse diye bekliyorum… Beklemeye de devam edeceğim…
(Bu yazı ilk olarak Sinegazete.net sitesinde yayınlanmıştır)








Yorumlar
Yorum Gönder