SİNEMAYA FİLM İZLEMEYE GİDİLİR, MISIR YEMEĞE DEĞİL!

SİNEMAYA FİLM İZLEMEYE GİDİLİR, MISIR YEMEĞE DEĞİL!
   Bilindiği üzere son günlerde sinema sektöründeki yapımcı, dağıtımcı ve işletmeci kavgası gündeme bomba gibi oturdu. 25 yılın üzerinde salon işletmeciliği yapmış bir babanın oğlu olarak bizimde bu konu hakkında yıllardır söylemek isteyip de söyleyemediğimiz birşeyler hep vardı,  nihai kısmet bugüneymiş.
   Sinema üç önemli oluşumun birleşimiyle gerçekleşir. Film yapımı, bu yapımların sinema salonlarına dağıtılması ve finalde son kullanıcıya servis edilmesi, yani seyirciyle filmi buluşturan sinema salonları.
   1989 yılı sonlarına kadar bu üç platform hep birbirinden bağımsızdı yani filmi yapan, dağıtan ve gösteren hep birbirleriyle tatlı rekabet halinde olan farklı şirketlerdi. Ama ne zaman ki 1989 yılında Amerikan menşeyli United International Pictures (UIP) , The Rain Man (Yağmur Adam)filmiyle ülkemize giriş yaptı,  mevcut dağıtım şirketlerinden sinema salonlarına tepeden tırnağa bir değişim yaşadı ülkemiz. Bu konuyu daha önceki yazımızda geniş bir şekilde ele almıştık.
   Bu köklü değişim  şimdilerde ise daha farklı bir oluşuma doğru kayıyor ama bu da birtakım içinden çıkılamaz sıkıntıları beraberinde getiriyor, şöyleki;
   Sinemada aldığınız bir bilet için ödediğiniz ücretten gereken yasal vergi kesintisinden kalan miktar yarı yarıya dağıtımcı ve sinema salonu işletmesince paylaşılıyor. Yani onbeş lira ödeyerek aldığınız biletin bir lirası vergiye gitse kalan ondört lira dağıtımcı ve salon sahibi arasında eşit şekilde paylaşılıyor. Dağıtımcı da aldığı paydan yüzde onunu kendine alıp kalan yüzde kırkını yapımcıya ödüyor. Sistem bu şekilde işliyor.
   Bugün ülkemizdeki pazarın hatırı sayılır büyük bir kısmını oluşturan ve hem dağıtımcı hem de sinema salonu olarak hizmet veren Mars Cinema Group,   bilet fiyatından yapımcıya ödenecek payı bir miktar daha kırparak piyasada oluşturduğu tekel rejimiyle veya başka bir deyişle istediği şekilde at oynatarak film yapımcılarını zora sokmasıyla kavga başladı. Bu duruma isyan eden  Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar gibi gişe başarısı yüksek yapımcılar filmlerini vizyona sokmamakla tehdit ederek kavgayı büyüttüler. Devletimiz de her zamanki gibi bana göre güçlüden yana olarak meselenin gözden geçirileceğini ifade etti ama nafile, olan yine sinema sanatına oldu.


   Yıllardır bu tekelle başa çıkmaya çalışan bağımsız sinemacıların çektikleri şimdi anlaşıldı, binbir zorlukla milyonlar harcayarak film yapmış nice insanların emekleri ve paraları bir hiçmiş gibi harcandı. Bu ülke sinemasına uzun yıllar mihenk taşı niteliğinde hizmet etmiş yönetmen İsmail Güneş gibi bugün hayatta olan milli sinemanın yegane temsilcisinin milyonlar harcayarak yaptığı filme dalga geçer gibi sabahın köründe seans vererek zorla filmi vizyondan çekmesine sebep olan bu tekel rejimi şimdi de gişe sinemacılarına kafayı taktı. Bir de hiç utanıp sıkılmadan “siz vizyona sokmazsanız biz başka Cem Yılmazlar buluruz” gibi küstahça bir açıklamadan da kendilerini alamadılar.
   Aslında bu rant kavgası,  sinema şu kadarcık umurlarında değil, bütün amaçları daha fazla kar etmek, başka hiçbir dertleri yok. Kolay mı; sadece geçtiğimiz yıl 500 ton mısır satmışlar, böyle bir pazarı nasıl harcasınlar. Her zaman dediğim gibi sinemaya film izlemeye gidilir mısır yiyip kola içmeye değil, zaten onların çıkardıkları garip sesler yüzünden filmlere hep ikinci kez gitmişimdir.
   Defalarca söyledim yine söylüyorum sinema salonlarını AVM lerin içine tıkmayın bırakın eski semt sinemaları gelsin, sadece sessizce film izleyelim sinema konuşalım, ülkemizde bizim sinemacılarımızın yaptıkları filmler hepimize ulaşsın, adil bir şekilde salonlarda yer bulsun izlenmezse bir hafta sonra kalksın ama adil bir şekilde en az bir hafta salonda kalsın film, bırakın gerisine izleyici yani halkımız karar versin. Birçok kez şahit olduğum, film izleyip ama en başta gelecek programın fragmanını  kaçırdı diye ikinciye bilet parası ödeyerek sadece fragman izlemek için salona geri dönen bir dönemin çocuğu olarak o günlerin geri gelmesini çok istiyorum ve sözlerime şu bilindik cümleyle son veriyorum.
   “Sinema kimsenin tekelinde değildir, olamaz! Sinema halkındır, kültürel bir gerekliliktir.”

   LEVENT DEMİRCİ

Yorumlar

Popüler Yayınlar