Kısa Filmlerde Oyuncu Seçimi ve Yönetimi



 Panopticon Sinema: Levent abi çekmiş olduğunuz kısa filmlerdeki oyuncu seçimleriniz ve oyuncularınızla setteki iletişiminiz üzerine konuşmak istiyorum. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz ?

 Levent Demirci: Hikayeyi yazarken karakterlerinizi kimin oynayacağına dair fikirler aklınızdan geçer. Bu karakterleri kimin oynayabileceği  senaryoya  şekil verdikten sonra  netleşir. Çünkü o hikayede perdede gördüğünüz şey; en son olan şey yönetmenin dili, yönetmenin tavrı, yönetmenin görüşüdür. Ne kadar  senarist başkası da olsa veya bunu görüntü yönetmeni çekse de, kurgusunu yapan farklı biri olsa da  son söz yönetmenindir. Yönetmenin imzasını taşır film. Oyuncu seçimi de film yapım aşamalarından bir tanesidir ve bence en önemli aşamalarından birisidir. Çünkü yazdığınız karakterlere hayat verenler oyunculardır. Ben 8 kısa film yaptım, ikinci filmimden itibaren çıtamı biraz daha yukarıya çekmeye çalıştım. İkinci filmimde Orhan Gencebay’a müzik yaptırdım, üçüncü filmimden itibaren de ünlü oyuncularla çalışmaya başladım. Ayşegül Günay ve Bora Özkula ile çalıştım. Daha sonra Melih Ekener , uzun metraj filmlerden tanıdığımız Sibel Dilan Kalço ve son olarak Cahit Kaşıkçılar ile çalışma fırsatı buldum.

 Hikayenizi inandırabilirseniz oyunculara ulaşmak artık çok kolay. Gözünüzde gördüğünüz bir şeyi yaşatmak çok önemli. Bunuda o oyuncuya iyi bir şekilde anlatmanız gerekiyor. Oyuncunuzla iyi bir diyaloğa sahip olmanız gerekli. Karakter tipolojisini oturturken öncelikle o karakterin alt metnini doldurmanız gerekiyor. Seçmiş olduğunuz oyuncu ile bolca zaman geçirmiş olmanız gerekiyor. Oyuncuyu iyi tanımanız gerekli. Benim bu konuda söylemim var ve ben daha sonra bu sözleri ünlü bir yönetmenin ağzından da duydum. Ben diyordum ki; “ oyuncumla aşk yaşamalıyım”. Onunla zaman geçirmeliyim. İstediğim karakteri iyi anlatmalıyım , onu iyi tanımalıyım ki o karakterin alt metnini ona rahat vereyim. Dolayısıyla bu sözleri “Napoli’nin Sırrı” filminin çekiminden sonra “Ferzan Özpetek” ten de duydum. Kendisi de aynı şekilde düşünüyor benim gibi. Bence filmlerinden aldığı başarı bundan geçiyor.

 Ben son filmimde Cahit Kaşıkçılar ile çok iyi bir bağ kurdum ama maalesef başrolde ki bayan oyuncumla çok iyi oyuncu olmasına rağmen o bağı kuramadık, iyi bir iletişim kuramamamız yüzünden o bölüm açık kaldı. Bu bizim için kötü bir deneyim oldu. Tiyatroda kendisini izlemiştim ama maalesef kamera karşısına gelince işler istediğimiz gibi gitmedi. Çünkü hiç okuma provası yapmadık, hiç bir şekilde tekrar yapmadık, senaryo okutmadık, sadece çekeceğimiz hafta bir araya geldik. Ben 5 ay önceden senaryoyu vermiş olmama rağmen maalesef son bir haftada buluşabildik ve buda çok üzdü bizi. Neticesinde sahnelerden istediğimiz sonuçları alamadık. Ama Cahit Kaşıkçılar ile zaman geçirdik, karakter hakkında konuştuk ve daha verimli oldu.

 Sinema oyunculuğu ile tiyatro oyunculuğu çok farklı alanlar. Tiyatrocular sahnede çok büyük oynayabiliyorlar ama maalesef o yaptıkları mimikler kamera karşısında çok komik ve abartılı durabiliyor. Bir tiyatrocu ile çalışırken bence en önemli detay bu büyük oynama meselesi. Çünkü tiyatroda hemen karşısındaki izleyicilere  büyük oynayarak rollerini atabildikleri kadar uzağa oynamak zorundalar. Ama sinemada, kamera karşısında öyle olmuyor. Jest, mimiği kamera karşısında çok dikkatli kullanmaları lazım. İşte bunu tiyatroculara anlatıyorsunuz özellikle yeni mezun tiyatrocular bunlardan anlamıyorlar. Belki basit görüyorlar ama “sinema çok daha zor tiyatrodan”. Tiyatroda ezberledikleri metnin üzerinden gidip bir kere oynuyorlar ama  sinemada öyle değil; defalarca tekrar yapılıyor, açılar farklılaşıyor. Birde sinema “konserve” gibidir. Tiyatroda üç-beş temsil yapıyorsunuz ama sinema konserve gibidir. Kaldırıyorsunuz rafa on sene sonra bir gün aynı raftan çıkartıp aynı tatta bunu izleyebiliyorsunuz.
 Son filmim “Vicdan” da Cahit Kaşıkçılardan önce İlker karakterini Taner Birsel'e teklif ettim. Çok güzel geri dönüşler aldım Taner Birsel’den ama farklı sebeplerden dolayı rol için anlaşamadık. Kendisi hiç bir şekilde kısa filmlerde oynamadığını, on seneye yakın hiç bir kısa filmde rol almadığını söyledi. Yani oyunculara ulaşmak düşünüldüğü gibi zor değil. Çok küçük bir dünyada yaşıyoruz, hele ki iyi sinema oyuncuları ile çalışacaksanız onlar ego sahibi insanlar da değiller. Tiyatrocularda ego var özellikle yeni mezunlarda. Sinema oyuncularında ise ego yok. Melih Ekener ile çalıştım , sahnesi olmamasına rağmen bir gün boyunca Bursa’da bizi yalnız bırakmadı. Kendisi hiç de bir şey demedi , biz özür diledik size sıra gelmedi diye. O ise: siz işinize bakın koçum der gibi arkamızdan sırtımızı sıvazladı. Bu çok önemli  bir konu. Bu oyunculuk ahlakı işte. Cahit Kaşıkçılar mesela gala gecesinde çok nazikti. İşim bittiyse ben gideyim diyordu. Bunlar önemli ayrıntılar. Demek ki biz o intibaı insanlarda bırakmışız ki , o saygıyla o ahlakla bu insanlar bize böyle davranıyorlar, işte bu tadından yenmeyecek bir durum. Bütün kısa filmci arkadaşlarda beğendikleri oyunculara  teklif götürsünler. Yakıştırtılabildiğiniz her oyuncuyu o karakteriniz için oynatabilirsiniz. Ulaşmakta zor değil artık , sosyal medya çok etkili bu konuda. Eğer o insanlar size güvenirlerse, projenize inanırlarsa gelmemeleri için hiç bir sebep yok. Kısa film dediğiniz iki-üç günde çekiliyor , eğer takvimleri  de programa uyarsa projenizde sizle birlikte olacaklardır. Ama şu durumda var; sanat filmlerinde bazı yönetmenler hiç kamera karşısına geçmemiş insanlardan da bir yıldız yaratabiliyorlar.

 Yakın zamanda çekeceğim uzun metraj projem için; Füsun Demirel’e teklif götürdüm. Kendisi Yeşilçam kökenli bir oyuncudur. Teklifimi çok severek karşıladı ve projeme değer verdi. Bu çok güzel bir duygu. Ben Bursa’da tiyatro camiasında karşılaştığım tavırdan bin kat daha sıcak bir tavırla karşılaştım. Kısa filmci arkadaşlar sette çok rahat olsunlar, her şey sırası gelince olacaktır. Yardımcılarınızla koordineli çalışın. İnşallah kısa filmci arkadaşlar gönüllerindeki işleri yaparlar. Teşekkür ederim.


Yorumlar

Popüler Yayınlar